erotik online shop ve cerkes bilgisi99

erotik online shop ve cerkes bilgisi99

 Yeni iki arkadaşın, Yahya Nabas’la (Tsuk) Cavdat Hatib’in (Şupako) beni görmeye geldiklerini de hatırlıyorum. Sorularına cevap verirken, anavatana gitme hayali kuran komünistler olduklarını ve Sovyetler Birliğinin kolhozlanndaki yaşama dair benden duyduklarından hoşlanmadıklarını söyleyebilirdim. Bu nedenle, onlara doğruyu söylemeye devam edip etmeyeceğimi sordum.İkisi de “Lütfen devam et!” dedi. “Çok ilginç ve çok bilgilendirici. Anavatanımıza dair iyi olsun, kötü olsun her şeyi dinlemek istiyoruz.”
Bunu duyunca rahatladım, sorularını cevaplamaya devam ettim.
Vatandaşlığa Geçmek için Adımın Değişmesi
Cavdat Hatib, Ürdün vatandaşlığı başvurusunda bulunmam için bir gün beni çalıştığı Amman pasaport şubesine götürdüğünde bu sorun karşıma çıktı.
Ofiste yanına gittiğimiz memur Araptı. Adımı sordu, tercümanlığımı yapan Cavdat Hatib aracılığıyla adımın Kadirbek Natho olduğunu söyledim. Memur “Estağfurullah!” diye bağırdı, ardından bir şeyler söyledi. Cavdat Hatip bana özetini aktardı. Kadirbek adını taşımak günahtı, çünkü Kadir “kudretli” demekti, “bek” ise sıfattı. Ancak Allah “kudretli’ydi. Bu nedenle adımı Abdülkadir îshak Natho olarak değiştirmeliydim. Yoksa memur kaydımı yapmayacaktı.
Arap memur son derece kararlıydı. 1945’te bana aynısını söyleyen siyah derili genç Müslümanı hatırlattı. Şimdi de, adımı önerdiği gibi değiştirmezsem kaydetmeye kesinlikle yanaşmayan, Ürdün Haşimi Krallığının pasaport şubesindeki Arap memurdu.
Adımı ilk kez değiştirmek zorunda kalmıyordum. Daha önce HaSan Kadir olarak değiştirmiştim. Sovyetler Birliği’ne iade edilmekten kurtulmak için Türk adının ardına gizlenmiştim... Yine de adımı değiştirmemde ısrar eden bu fanatik memura içerliyordum, ama yeni ülkemden, Ürdün’den vatandaşlık almam için isteğine boyun eğmeliydim.
Biraz tereddüt ettikten sonra, “Cavdat” dedim, “ona söyle, işleme başlasın, değiştirsin.”
Oda cephanelik gibi silah doluydu. Duvarlarda her tür silah asıliyj Hem Arap hem Çerkeş hançerleri ve kılıçları, piştovlar, altıpatlarlar,yivjj^ tüfekler, kısa ve uzun yivli tüfekler, yarı otomatik hatta makineli tüfeldç^. Şaşırarak arkadaşlarıma, “Bütün bu silahlar için izni var mı?” (Jiy^ sordum.
Arkadaşlarım ev sahibimizin kim olduğunu bana açıklarlarken, Salij) el-Şami “Bana yakın dostunuzu getirdiniz. Bunu kutlamalıyız!” diyereit masaya yiyecek içecek taşıyordu. Birisi yan odadan kapıyı çaldı, ona bir tepsinin üzerinde tabaklar ve yiyecek verdi. Salih el-Şami odadaki gömme dolaptan içki şişelerini aldı. Ürdün’de bir Müslüman’ın evinde içki ikram ettiğini ilk kez görüyordum.
Bu arada arkadaşlarım bana onun hakkında pek çok şey anlatıyorlardı. Hem silah tamir eden bir uzman hem de silah koleksiyoncusu ve mükemmel bir avcıydı. “El-Şami” adı onun Suriyeli, Şamlı olduğunu akla getiriyordu ama aslında Saldı bir Araptı, annesi Çerkesti. İki Çerkeş eşi vardı ve Çerkesçeyi akıcı konuşuyordu.
O tarihten sonra genellikle hafta sonları çoğunlukla bir gece kalıp birlikte ava gitmeye başladık. Otomobille geyik ve ördek avına gidiyorduk. Irak sının yakınında Irak Petrol Şirketi’nin pompalama istasyonları olan H — 4 ve H-5 civarında geyik avlıyorduk. Ördek için Azrak’a gidiyorduk. Ancak Amman’ın yirmi otuz mil uzağında bulunan geniş boş alanlarda —sülün ve tavşan gibi- yabani av hayvanları da avlıyorduk. Çoğunlukla oraya otobüsle gidiyor, sonra yaya avlanmaya başlıyorduk. Av hayvanları ender olduğu için, vahşi ve kıraç geniş alanda avlanmak bütün gün av hayvanı arayarak yürümeyi gerektiriyordu. Akşamları çok yorulmuş bir halde, vadideki bir akarsuyun yanında mola verip geceyi geçiriyorduk. Ama iyi dostumuz Salih el Şami yorulmuyordu. Yaşına göre enerjisi inanılmazdı! Biz dinlenirken o, avladığımız hayvanı temizliyor, ateş yakıp pişiriyor, bizimle şakalaşıyor ya da şarkı mırıldanıyordu.
Zamanla arkadaşlarımdan onun, gençliğinde Büyük Paşa’nın, yani Ürdün Haşimi Krallığı ordusunun Ingiliz başkomutanının yaveri olduğunu öğrendim.
Salih el Şami, daha sonra Büyük Paşanın yerine gelen başka bir İngiliz subayının, Sir John Glubb’ın yaveri olmuştu. Sonunda Sir John Glubb’la Salih el Şami kavga etmişler, ona tokat attığı için rütbeleri sökülmüş, ordudan ihraç edilmişti. O tarihten beri Salih el-Şami çevredeki Arap ülkelerinde İngiltere’ye karşı girişilen bütün ayaklanmalara aktif katılıyordu.
Lider Rekabeti
İtalya’dan ikinci Çerkeş sığınmacı grubunu Ürdün Haşimi Kralhğı’na kimin getireceği konusu Çerim Subzoko’yla Jankeri Habjoka arasında liderlik mücadelesi başlattı. Çerim Subzoko, Çerkeş sığınmacıların bu ülkeye getirilmesine öncülük eden biri olarak, ikinci grubu getirme onurunun da kendisinin olduğunu düşünüyordu. Ancak, ilk grupla Amman’a gelen Jankeri Habjoka ünlü başbakan Said Paşa Müfti’nin (Habjoka) konuğuydu. Üstelik bu iki Habjoka ve İtalya’dan getirilecek Çerkeş sığınmacı grubu Kabardeydi, oysa Subzoko Bjeduğdu! Dolayısıyla, kabile zihniyeti öne çıkmış, Jankeri Habjoka yakın dostuna karşı çıkıp liderliği üstlenmeye teşvik edilmiş olmalıydı.
Jankeri Habjoka için yakın dostuna karşı çıkmanın kolay olduğunu sanmıyorum ama sonunda bunu yaptı, ikinci Çerkeş sığınmacı grubunu İtalya’dan Amman’a getirdi. Önceleri bu iki arkadaş arasındaki rekabetti ama sonra iki Çerkeş grubuna yayıldı, Ürdün’deki bütün Çerkesleri giderek olumsuz yönde etkilemeye başladı. Bunun yol açtığı gerginlik o kadar ciddi bir duruma geldi ki Çerim Subzoko bir noktada ülkeden çıkarılmakla tehdit edildi, doğal olarak bazı arkadaşlarla ben onu destekliyor, yardım etmeye çalışıyorduk.
Amerika Birleşik Devletleri Vizesi Başvurusu
Balatal Raşid Oteli’nde çalışırken Muhacirin’de kiraladığım bir odada aklıma geldi bu fikir. Vatanımdan ayrıldığımdan beri edindiğim eski alışkanlığıma orada yeniden başlamıştım. Bu alışkanlık, gece kendimi ne zaman yatağa atsam, sırt üstü yatıp bütün akrabalarımın, arkadaşlarımın, köylülerimin adlarını hatırlamaya çalışıp, evlerinin yerlerini ezberleyerek ve onları bir daha görme şansını ve zevkini bulup bulamayacağımı merak ederek, doğduğum köyü, akrabalarımı, arkadaşlarımı, çocukluğumu sevgiyle düşünmekti. Bundan sonra genellikle günlük sorunlarıma dönüyordum. Bu kez çocukluğumu hatırlayıp anavatanda komünist rejimdeki akrabalarımın ne kadar uzakta olduklarını düşündükren sonra, daha yakın zamandaki sorunlarıma döndüm, gelecek beklentimi düşünmeye başladım.
2.64 KADİR NATHO
Şimdiye kadar gördüğüm en özgür ve en harika ülke olan bu 1^ ülke, Ürdün Haşimi Krallığı hızla bozuluyordu. Arap-Israil çatışma^'*'*'' arcan gerginliği ve Filistin’den akın eden sığınmacılar nedeniyle sokallj'*' da kontrol noktaları giderek artıyordu. Daha önce hiçbir soru sorulrnad^^ her yere gidebildiğimiz bu ülkede, keyfini çıkardığımız ölçüsüz özgüfi^'' ğü kaybetmeye başlıyorduk. Aynı zamanda ülkede işgücü artıyordu bulmak güçleşiyordu, emeğin ücreti düşüyordu. Çünkü Birleşmiş lerler Yardım ve Çalışmalar Kuruluşu’ndan gıda ve giyecek yardımı a)j^ Filistinli sığınmacılar daha ucuz ücrete ve aylığa çalışmaya başlıyodjf dolayısıyla, yörede geçimini sağlamak zorunda olan insanlar için koşulla,, dayanılmaz hale getiriyorlardı.
Ben geçimini sağlamak zorunda olanların arasındaydım. Ortaya çıkan durum, bir dolarınız varsa değerinizin bir dolar ettiği, bir peniniz yol^a bir peni etmediğiniz bu ülkede, gelecek beklentimin oldukça umutsuz olmasına yol açıyordu. Bunları düşünmeye başladım. Fatima ninenin dediği gibi, yalnızca para almak için çalışan bir köle değildim. İşini her kaybedişinde başka bir uygun iş bulmak için önde gelen birinin desteğine ihtiyaç duyan bir köleydim.
Tek çıkış yolu biraz para biriktirip küçük bir iş kurmak gibi geliyordu ama ben para biriktiren biri değildim. Sürdürdüğüm yaşam tarzı buna izin vermiyordu. Kazandığım azıcık para ancak geçinmeme yetiyordu.
Bu durum nedeniyle Amman’daki Amerikan konsolosluğuna gittim, kota sistemiyle Amerika Birleşik Devletleri vizesine başvurdum. Sanırım 1948’in ikinci yarısıydı.
İngtlizlerin Önerisi ve İsmail Canbek
Bana söylediklerine göre, kota sistemiyle vize almam dört ila altı yıl kadar sürecekti. Bu nedenle, Irak Petrol Şirketi’nin yöneticisi İsmail Canbek’indesteğiyle Ürdün H-4’teki Irak Petrol Şirketi’nde nitelikli işçi olarak iş buldum.
1949’un başında, Ammanh uzun boylu bir Çerkeş olan teknisyen Adel Musa’nın yardımcısı olarak orada çalışıyordum. Birinci patronum orta boylu, biber gibi kırmızı, enerjik bir Ingiliz, Bay Hell’di. H-4 istasyonunda yapılan işi denetleyen başka iki Ingiliz eksperi daha vardı. Orada bir istasyondan diğerine petrol pompalayacak devasa motorların ve istasyona, belki de petrol boru hattına elektrik verecek motorların montajını yapıyorduk. İşi çabuk öğrendiğim için bir yıl içinde eksper İngiliz mühendisleri, krank millerinin montajını denetlemeyi bana bıraktılar, bu çok büyük dikkat gerektiriyordu ve motor montajının en güç bölümüydü.
ÇERKESYA'DAN AMERİKA'YA
Sonunda şirket Ürdün’de çalışmasını bitirdiğinde, İngiliz mühendisler kendileriyle birlikte Kuveyt’e gitmemi istediler. Öneriyi kabul ettim, pasaport almak için Amman’a koştum. Ama Amman’daki pasaport şubesi komünist olmamı gerekçe göstererek bana pasaport vermeyi reddetti. İddiaya göre, Nazir Balkar diye biri Jankeri Habjoka’yla liderlik çekişmesinde Çerim Subzoko’yu destekleyen bütün sığınmacılatı komünistlikle suçlamıştı. O tarihten bu yana en az üç yıl geçmişti ama iftira hâlâ yolumu kapatıyordu. Adımı temize çıkarayım ve gereken pasaportu alayım diye yardım etmesi için yine İsmail Canbek’e başvurdum.
Beni her zamanki gibi iyi karşıladı, Ürdün pasaportu almama yardım edeceğine söz verdi ama “Arap Emirlikleri cehennemdir. Oraya gidersen sıcaktan ölürsün!” diyerek Kuveyt’e gitmemi istemedi. Ancak, bana iş bulacağına söz verdi.
İngiliz mühendislere durumumu ve İsmail Bey’in bana söylediklerini açıkladığımda, Bay Hell, kendileriyle birlikte klimalı dairelerde yaşayacağımı ve kendileriyle aynı koşullarda çalışacağımı söyledi. İsmail Bey adımı temize çıkarmama ve Ürdün pasaportu almama yardım ettiği zaman İngiliz mühendisleri gitmişlerdi ama İsmail Bey bana başka uygun bir iş bulma sözünü unutmuş gibiydi.
Beyrut’ta Kalmayt Beceremedim
İrak Petrol Şirketi işi bitince Amman’a döndüm. Lübnan’ın başkenti Beyrut’a gitme, bir gemide ya da yolcu gemisinde iş bulma, Amerika’ya gitme, gemiden atlayıp orada kalma gibi tuhaf bir fikir aklıma geldiğinde, Amman’ın Muhacirin semtinde Hajimus Natho’nun küçük bakkal dükkânının tam arkasındaki bir odada Kabardeyli iki kardeşle, yani Hatuta ve Matuta’yla yaşıyordum. Bunu arkadaşlarım Boris Koble, Şahançeri Liy ve Ali Butay’a açtığımı hatırlıyorum. Son söz ettiğim, Tolstoy Vakfı’nın Ortadoğu temsilcisi Tatiana Şaufus’un şoförlüğünü yapan Karaçaylı bir arkadaştı. Beyrut’tan daha yeni dönmüştü. Bu fikri unutmamı söylediler ama ben kararlıydım. Bu nedenle, Ali Butay bana bir arkadaşının adını ve adresini verdi.
Ertesi gün Hajimus Natho’ya bir süre orada olmayacağımı söyledim. İrak Petrol Şirketi’nde çalışırken biriktirdiğim parayı yanıma aldım, Beyrut’a gittim. Şehrin merkezindeki üçgen meydana bakan iyi otellerden birine girdim. Arapların Arapçadan çok Fransızca konuştukları etkileyici bir yerdi, meydana bakan iyi restoranların önünde döner kebap pişiriliyordu.
Otelin adını hatırlamıyorum ama giriş yaptığımda kendi paramla
erotik online shop

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder