erotik online shop ve cerkes bilgisi88
Yusef Natho beni Amman’da Cebel el Kasrın yamacında bulunan Şap. sığ semtindeki evine götürdü. Karşılama dostçaydı. İki kız kardeşi vardı, Nalmes’le Kevser. Nalmes evliydi, Kevser on altı yaşındaydı. Anneleri Bramhan Natho, babaları llyas Jaji’ydi. Bu durumda Yusef, Jaji’ydi, kesinlikle Natho değildi. Annesi Natho olduğu ve Natho’lar dört yanını çevirdiği için, Natho olduğunu düşünüyordu. Arka avluda yaşayan iki teyzesi vardı; evini onlarınkinden yalnızca bir araba yolu ayırıyordu.Oturup kahve içip tatlı yerken, Yusef Şukri Natho’un annesi büyükkızı Samiye’yle oğlu Ghaleb’i bana gönderdi. İkisi de benden küçüktü. Ghaleb utangaçtı, çok az konuşuyordu ama Samiye ninesinin beni görmek istediğini söyledi. Bütün Jaji ailesi, oldukça gönülsüz, gitmemi söyledi.
İlyas Jaji, evinin uzun verandasında dururken, Yusef Şukri’nin (Natho) bitişik tepede bulunan, birçok evden — kendisinin yaşadığı yeni evle kiraya verdiği eski evlerden- oluşan üçgen biçimli arazisini gösterdi, ja-ji’nin evinin arkasında Haşan Şukri’nin (Natho) evi vardı; kiraya verdiği dükkânlar Şapsığ sokağı boyunca sıralanıyordu, ahırına ve avlusuna gidilen kapılar dükkânların karşısındaydı. Bunların yanı sıra Yusef Şukri’yle Haşan Şukri’nin şehrin dış mahallelerinde ekilebilir geniş arazileri vardı, eşleri Hajhan’la Meryem kardeşti — Musa Hurma’nın kızlarıydı. Musa Hurma ölmüştü ama kardeşleri İbrahim ve Davut Hurma o günlerde Ürdün’ün en zenginleri sayılıyordu.
O tarihte İlyas’ın mal varlıklarının ve zenginliklerinin ayrıntılarım bana neden anlattığını merak etmeden duramadım, ama sonra bunun,
yöredeki Çerkeslerin yaşam yolunda uğradıkları bazı değişikliklerin göstergesi olduğunu anladım.
En sonunda Ilyas’la oğlu Yusef, Yusef Şukri’nin tepenin biraz yukarısında bulunan yeni evine kadar bana eşlik ettiler. Sanırım, üç odası ve bir mutfağı vardı. Buradan, Yusef Şukri’nin eski evlerinin düz çatılarının üzerinde yürüyebilirdiniz.
Yusef Şukri’nin, Kâba halama benzeyen annesinin yattığı büyük odaya götürdüler beni. îlyas onun, bedeninin bir yanını kontrol edemediğini söyledi.
Beni gönderdikleri nine oydu. Odasına girdiğimi görünce gülümsedi, kollarını bana doğru uzattı. “Hoş geldin, hoş geldin, Oğul” dedi. “Senin Natho olduğunu ve memleketten geldiğini duydum! Bundan daha önemli hiçbir konuk olamaz! Gel, yanıma otur.”
Ona selam verdim, yanına gittim, elini öpüp alnıma koydum ama saygı gösterip ayakta durmayı yeğleyerek oturmadım.
Tipik bir Çerkeş kadını izlenimi uyandırdı. Yanına oturmam için beni ikna etti, yavaşça kolumu okşamaya devam etti. “Bir oğul kaybettim” dedi, “memleketimden başka bir oğul gönderdi Allah bana... Konuşmandan Şapsığ olduğunu anladım, ama kimin oğlu olduğunu, memleketin neresinden geldiğini söyle bana.”
Annemle babamın ve hem eski hem de yeni köyümün adlarını söyledim, yeni köyüme Yeni Natuhay denmesinin nedenini açıkladım.
Beni dinlerken gözlerinden yaşlar iniyordu. “Biliyorum” dedi. “Kafkasya’dan çıkanlardan biriyim ben. O zamanlar on dört yaşımdaydım. Yaşadığımız korkunç şeyleri hatırlıyorum — açlık, hastalıklar, zahmetli uzun yolculuklar, yabancı yerler, yabancı insanlar, hatta bazıları düşman... Sonra sana her şeyi anlatacağım... Hatramtuk... Çocukluğumda birkaç Natho’nun oraya taşındıklarını duymuştum ama dedenin adını, Aslanbek, hatırlamıyorum ...” Evlenmeden önce adının Fatima, soyadının Namroko olduğunu söyledi.
“Sanırım, Aslanbek’in bazı dedelerine Bramjoko‘^’ deniyormuş” dedim. Tek koluyla beni çekip yanağımı öptü. “Btamjoko, ben doğmadan önce Aguy’dan Hatramtuk’a taşınan NathoTardan biriymiş” dedi. Çocukluğumda onu büyüklerimden çok duydum. Bunları sonra konuşa-ağız. Bu insanlar bunları anlamazlar” dedi, tiyas Jaji ve yakışıklı oğlu YuseFi göstererek.
Kısa süre sonra Yusef Şukri içeri girdi, ellili yaşlarda, saçları kırlaşmış.
139 Btamjoko - Bramji’nin oğlu demektir.
Halid geçen yıl kaybettiğimiz en büyük oğlun adı... Düpedüz kayıp, lara karıştı... Bize onu geri göndersin diye her gün Allah’a dua ediyoruz," llyas’la YusePin Fatima nineye daima Um Yusef... Samiye’nin Ilyas, her zaman Abu Yusef, eşine de Um Yusef diye hitap ettiğini fark ettim, Yusef Şukri, Abu Gazi’nin evinde Hajimus Natho’yla tanıştığını söyledi, akraba olup olmadığımızı sordu. îki yıl önce İtalya’da tanıştığımızı anlatırken, bir hanım çay ve tatlı getirip yan sehpanın üzerine koydu, sonra bana selam verdi.
Nine bana, “Benim güzel Nıse’m, ona Um Halid derler. Evlenmeden önceki adı Hajhan Hurma’ydı” diye açıkladı.
Biz çayımızı içerken Ghaleb, Samiye, Nazik, Nazmiye ve yeni yürümeye başlayan küçük kardeşleri Muhammed-Hayr içeri girip bana selam verdiler. Bütün aileyi sevdim, yıllardır tanıyormuşum gibi onlara yakınlık duydum. İlyas Jaji’nin içten, cana yakın ailesi, özellikle bana çok saygı gösteren Yusef için de aynısı geçerliydi. Çaydan sonra konukseverliklerine teşekkür ettim, izin istedim, Çerkeş Hayır Derneği binasındaki arkadaşlarıma geri dönmeme izin vermelerini rica ettim.
Herkes karşı çıktı, ailenin üyesi olduğumu, en azından iş bulup bir yete yerleşinceye kadar onlarda kalmamı söylediler. Ancak evin aileye bile çok küçük geldiğini anlayarak, onlarda kalmaya inatla yanaşmadım, iyi geceler deyip çıktım. Gittiğimi gören Fatima nine arkamdan seslendi, ertesi günü kendisini görmeye gelmek için söz vermemi istedi.
tiyas’la Yusef, evlerine döndüğümüzde, onlarda kalmam için ısrar ettiler ama konukseverlikleri için onlara da
Nalmes, Yusuf ve Kevser’in annesi Bramhan (Natho) Jaji. (Ne yazık ki İlyas Jaji’ntn fotoğraf bende yok.)
Yine de kendimizi ilk kez kötü durumda bulmuyorduk, muz ülkeden ayrıldığımızdan beri bir ülkeden diğerine her gidişimi^jç yıllardır aynı sorunla karşılaşmıştık. Daha önce pek çok defa üstesinden gelmiştik, kuşkusuz yine gelecektik ama bu durum bizi daha çok endişe, lendirmeye başlamıştı, çünkü bizi barındıran Çerkeslerin içinde başını^ geliyordu. Sanırım, kendimize bakabileceğimizi onlara kanıtlama endişesini fazlasıyla çekiyorduk.
Bu sırada dernek bize bakıyordu ve yöredeki akrabalarımız bizi öğle ve akşam yemeklerine, kendileriyle zaman geçirmeye davet ediyorlardı Üstelik Çerkeş aileler derneğe, taze pişirdikleri yemekleri göndermeye devam ediyorlardı.
Bir gün, her zamanki gibi geç bir saatte bir Çerkeş ailesi yeni pişirdiği yemeği bize göndermişti. Bori^ Koble, Ruslan, Edik Bjasso, Muhdin Be-retar ve ben derneğin ön avlusunda oturmuş yemek yiyorduk. Ansızın bir Arap dilenci önümüzde belirdi, bizden yemek dilenmeye başladı. “Aman Tanrım!” diye feryat etti Edik. “Biz sadakalarla yaşıyoruz, bu dilenci bizden yemek dileniyor!”
Hepimiz kahkahalara boğulduk ama bu isterik bir kahkahaydı. Hepimiz biliyorduk, biz de onun gibi dilenci haline gelmiştik, yalnızca derece farkı vardı.
Durumun umutsuzluğuna karşın, Ruslan’la Edik Başta (Bjasso) ve Boris Koble, Ürdün başbakanı Said Paşa el Müfti’nin (Habjoka) desteğiyle, birkaç gün sonra Amman’daki elektrik şirketinde iyi işler bulduk
0 gün öğleden sonra biraz zaman geçirmek ve sorunlarımı unutmak için Fatima nineyi görmeye gittim. Her zamanki gibi beni gördüğüne mutlu oldu, yanına otutttu. Kısa süre sonra Um Halid çay ve bisküvi getirip bize katıldı, arkasından kızları Samiye, Nazik ve Nazmiye iç acıcı gülümsemeleriyle geldiler. Nine konuşkan gibiydi ama her nedense bugün sevdiği konudan, doğduğu köy Aguy’da geçen çocukluğundan söz etmedi. Bunun yerine, Amman’a nasıl geldiğini anlattı. Buraya ilk gelen Şapsığ grubunun üyelerinden biriymiş. O tarihte Amman’daki bütün tepeler ve vadiler sık ormanlarla kaplıymış, kurtlar ve çakallar kaynıyormuş. Tek yapı Roma Amfiriyatrosu’ymuş (mağaralarına o tarihte Çerkeslerin yerleştikleri Al-Muderej-al-Romanı). Daha sonra daha çok sayıda Çerkeş gelmiş, bazıları yavaş yavaş Amman’a yerleşmiş. Diğerleri Amman çevresindeki arazileri sahiplenmişler, orada Vadi-Sir, Naur, Sveileh ve Reseifa köylerini kurarak toprağı işlemeye başlamışlar, Araplarla Çerkeslerin arasında çatışmalara ve savaşlara yol açmış bu. Düşman Bedevi Arap kabilelerine karşı bir avuç Çerkesin kahramanca ayakta kalma mücadelesi büyüleyici bir öykü, tam bir mucizeymiş! Nine öyküsünü ansızın keserek, bana “Oğul, bu ülkede ne yapmayı planlıyorsun?” diye sorduğunda onun bu epik öyküsüne kendimi tamamıyla kaptırmıştım.
Bu ani soruya şaşırdım, içeri girdiğimde aklımdan geçeni bilip bilmediğini merak ederek, uygun bir iş bulup normal bir yaşam sürdürmeyi umduğumu söyledim.
“O zaman köle olacaksın” dedi sertçe. “Bunu yapma. Eve dön!”
Eve dönmenin benim için ne anlama geldiğini bilmiyordu, ona açıkla-yamadım. Onun için “ev” çocukluğundaki memleket demekti.
Hajhan, “Ne diyorsun, nine?” diyerek karşı çıktı, kızları da ona katıldılar.
Nine, “İş bulmak, başka biri için çalışmak demek, değil mi?” diye sordu.
“Evet, ama —“
“ ‘Aması yok. Başka biri için çalışırsan onun kölesi olursun!”
“Ama nine! Bugünlerde herkes bunu yapıyor. Bunun için para alıyorlar!”
Bu hiçbir şeyi değiştirmez! O zaman herkes köle! Benim oğlum da,
25Ö KADİR NATHO
1
gerçi Haşan Şukri de köle değil. Onlar kendi topraklarını işliy(^|.|
lum Halid de değil. Allah onu bana geri getirsin. Halid aileni,^ ^ ^ dükkânını işletiyordu ...” Nine pes etmeyecekti. Başka birinin •
çalışmama tamamıyla karşıydı. Merak ettim, hangisi daha az DilLilik mi, kölelik mi?
Dernek binasına dönmek için nineden izin aldığımda, Fatim^
bana Natholarla Koblelerin zethart’oğuh'^'^- olduklarını hatırlattı,
cüğü daha önce hiç duymamıştım.
Yeni Arkadaşlar
Gelişimizden sonraki birkaç gün içinde Yusef Batta, (o tarihte Ürdiin’ii;ı ünlü futbolcusu) Hajaja Zeki ve Fozi Dağestani Amman’daki en yakın arkadaşlarım oldular. Benden birkaç yaş büyük olsalar da akşamlan IthoyA, ceguydL veya msehasa.'^^ giderken beni de yanlarına almaya başladılar. Amman ve çevresindeki bütün Çerkeş köylerinde her cegunun vazgf. çimezi ve ruhu olan çok yakışıklı ve çok iyi giyinen gençlerdi. Özellikit Hajaja Zeki için geçerliydi bu. Ne zaman ceguya gelse, piste çıkıp dans etmeye başlardı, cegu heyecan verici hale gelir hareketlenirdi.
Yusef Jazi beni başka arkadaşlarla da tanıştırmıştı. Amman’a geldiğ
Borii KobU’yle Amman'da eşek sırtında, 1948
142Zetharı’oğuh - Yeminli müttefik.
143Nısehas - Düğün şenlikleri.
ÇERKESYA'DAN AMERİKA'YA 2-57
zin ilk akşamı kendini bana Yusef Natho olarak tanıtan aynı YuscPti. Batta ayakkabı mağazasında çalıştığı için genellikle Yusef Batta olarak bilinirdi.
Hepsi iyi yetiştirilmiş, terbiyeli, kibar, saygılı gençlerdi. Dostlukları son derece içtendi. YusePin beni Hajaja Zeki ve Fozi Dağestani’yle tanıştırmak için davet ettiği ilk akşamı hatırlıyorum. Amman’ın merkezinde buluştuk, sonra içki satılan bir dükkâna girince şaşırdım. Dükkânın ta arkasına gidip, üzerinde bir şişe rakı, iki tabak humus, buharı tüten şiş kebap, köfte kebap ve lavaş ekmeğiyle kapatılmış fırında koyun servis edilen büyük boş bir kutunun çevresindeki boş tahta kutuların üzerine oturduk. O tarihte Ürdün’de hiç bar yoktu, lüks oteller dışında restoranlarda alkol verilmiyordu ama Amman’da Hıristiyan Araplar için içki satılan birçok dükkân vardı.
Yusufjaji thamata rolünü üstlendi ve bizi akşam birlikte yemek yemeğe davet etti. Birkaç lokma yedikten sonra Yusef bardağına rakı doldurdu, dostluğumuzun şerefine kaldırdı, dibine kadar içme adetleri olmadığını ama herkesin istediği kadar içmekte özgür olduğunu belirterek bardağı bana verdi. Bir yudum içtiğimde, bardağı solumda oturan Hajaja’ya vermemi söyledi. Sırayla bardağı Hajaja Fozi’ye, Fozi de Yusuf’a verdi. Herkes dostluğa dair birkaç söz söyledi, bir yudum içti ve bardağı solunda oturana verdi. Böylece bardak yeniden dolduruldu ve arkadaşlar arasında sırayla döndürüldü. En ilginç bölüm daha sonra geldi. Yusef kaliteli etten ve lavaş ekmeğinden birer parça alarak ağzıma uzattı. Önce şaşırdım ama bunun, arkadaşlıklarını ifade etmelerinin bir yolu olduğunu fark ettim. Bunun arkadaşlığı ifade etmenin en içtenlikli yolu olduğunu düşündüm, ben de karşılıkta bulunmaya başladım.
Amman’da Jlk İşim
Arkadaşlarım iş bulduğundan beri gelecek bana umutsuz görünüyordu ama ansızın bir mucize oldu ve içinde bulunduğum durumu bütünüyle değiştirdi! Yusef Jaji’yle ben ertesi akşam Halil Canbek’le tanıştık ve onun desteğiyle Balat al Raşid Oteli’nde iş buldum. Otelin sahiplerinden biri olduğunu sonradan öğrendim.
Çok sevindim, iyiliği karşısında son derece minnet duydum ve hemen işe gittim. Otel, Filistinli zengin sığınmacı ailelerle ve bekârlarla doluydu. Bazıları içki içmeyi, özellikle sabahları bir fırt brendi ya da viski içmeyi seviyorlardı. Dolayısıyla benim görevim sabah erkenden ban açıp onlara içki sevisi yapmaktı. Ara sıra tütünle esrarı karıştırarak sigara da sarıyordum, isteyen müşteriler için hazırda tutmak
sonra barı kapatıyor, mutfakta bulaşık yıkamaya başlıyordum g kadar ücret ödendiğini hatırlamıyorum ama yemeğin bedava olmaj''^''' memnundum, çünkü o zamanlar iştahım doymak bilmiyordu.
Şef Mısırlı yaşlı bir adamdı, son derece iyi bir aşçıydı. Pişirdiği pj, dolmalarını ilk görüşümü hiç unutmuyorum; ne kadar güzel süsk tepsiye dizmişti, ne kadar da lezzetliydiler! ilk gördüğümde patates latına pek inanamadım, ama patates olduklarını anlayınca, ülkemde), kimsenin böyle patates pişirmeyi neden biç düşünmediğini merak ettij Sonuçta patates her zaman yediğimiz başlıca besindi!
Yalnızca şef değil, otelin yemek salonunun her zaman derli toplu, tej. temiz, lekesiz beyaz celabiyeW^^ ve siyah püsküllü kırmızı fesler giyen j|(j başgarsonu da Mısırlıydı! Kısa süre hepsiyle iyi arkadaş oldum. Üstelikjj göz alıcı olmasa da, bulunca kendimi iyi hissettim. Bu, yaşamın beni bit hayli değiştirdiğinin net bir belirtisiydi! Gençliğimde, düşünce tarzımya-bancılardan etkilenmeden, tamamıyla Çerkeslerinki gibiyken, mutfak çalışmanın ya da bulaşık yıkamanın özellikle kadınların alanına girdiği-ni, erkeğin onuruna yakışmadığını ve kesinlikle bu işi yapmayı reddetmesi gerektiğini düşünürdüm. Ama şimdi yaşam bana bu işi kabul etmeyi ve böyle bir iş bulduğum için şükretmeyi öğretmişti... Bir anlamda, bağımlı sığınmacılığım bitti, bağımsız yaşamaya başladım, istediğim her an işimi değiştirecek, ülkenin başka bir yerine gidecek kadar bağımsızdım! Bu, yaşamımda benzersiz bir özgürlüktü!
Dahası bazı şeylerin kimi zaman beklenmedik bir biçimde değişmesi şaşırtıcıdır. Otelde çalışma koşullarım iki ay gibi kısa sürede yoluna girdi, sanırım bunun bir ölçüde nedeni yaşadığım bir olaydı. Birinci ayda, Halil Canbek’in benden istediği gibi, otelin arka avlusunu talan eden, müşterilerin huzurunu kaçıran, semtin gürültücü ve kavgacı Arap çocuklarından gözümü ayırmadım. Önce onlara Arapça ne diyeceğimi öğrendim, bazılarının yeniyetme olduklarını görünce terbiyeli davranmaya çalıştım, ama daha çok yaramazlık yapmakta inat ettiklerinde sonunda çileden çıkıp kovaladım. Ancak, arkamı döner dönmez bana taş atmaya başladılar, Çok öfkelendim. Uzun bir mutfak bıçağını kaptım, öfkeyle onlara fırlattım, Son hızla kaçtılar. Peşlerine düştüm, arkalarından hızla bir avluya girdim, Çocuklar binalarda gözden kayboldular ama gölgede oturan yarım düzine kadın ayağa fırladı, o kadar öfkeyle o kadar çılgınca bağırmalarına şaşırdım. Ansızın birçok erkek belirdi, üstüme gelmeye çalıştılar ama bıçakla onları uzaklaştırdım. O anda Halil Canbek kendini aramıza attı, boyu hepimizden uzundu ama soluk soluğa ve solgundu, Arapça bağır-
144 Celabiye - Arap ülkelerinde erkeklerin giydikleri uzun genellikle beyaz giysinin adi'
ÇERKESYA'DAN AMERİKA'YA 259
maya başladı. Araplar bize bakarak geri çekildiler. “Halil Canbck beni uzaklaştırırken Çerkesçe, “Bunu yapamazsın! Seni öldürürler!” dedi.
“Evet, yapabilirim” dedim, hâlâ öfkeliydim. “Canımızı sıkmaya devam ederlerse önce ben onları öldürürüm!”
“Gel, Kadirbek, Gel.” Onlara Arapça bir şeyler söyleyerek beni uzaklaştırdı.
Halil Canbek kadınların bölümüne girmenin erkekler için tabu olduğunu sonradan açıkladı; izinsiz girerseniz öldürülürdünüz! Her neyse, bu olaydan sonra Halil Canbek’le iyi arkadaş olduk ve arkadaşlarımla eğleneyim diye bana haftada iki gün izin verdi.
Bu moralimi yükseltti, kendimi daha iyi hissettim. Akrabalarımı, özellikle Yusef Şukri, Haşan Şukri ve tiyas Jaji ailelerini daha sık görmeye gittim. Özellikle Hajhan’la Yusef Şukri, iki oğullan ve üç kızlarıyla benim ikinci ailem oldular. Haşan Şukri ailesini pek sık görmeye gitmiyordum, ama orduda görevli Gaziyle sık görüşüyordum, özellikle de, ön dişlerinden biri düştüğü için Tsako''^'’ adını taktığım yedi yaşındaki kardeşi Sey-feddin’i seviyordum.
Yeni Yaşam, Arkadaşlar ve Sorunlar
Amman’daki yeni yaşamım, yöredeki Çerkeslerle kaynaşmanın, yeni arkadaşlarımla - Yusef Batta, Hajaja Zeki ve Fozi Dağestani’ye- psetlıho ve ceguya gitmenin yanı sıra otelde çalışmaktı. İyi giyinen bu arkadaşlarıma ayak uydurmak için para biriktirdim. Osman-tsuk Neğuç’tan beş Ürdün dinarına kahverengi bir çift İngiliz ayakkabısı aldım, on altı Ürdün dinarına güzel İngiliz yünlüsünden kahverengi bir takım elbise sipariş ettim, uygun kravatlar ve Mısır pamuğundan iki beyaz gömlek aldım. Böyle giyinince varlıklı bir beyefendiye benzedim, arkadaşlarıma iyi uyum sağladım, otelde bulaşıkçı olduğumu hiç kimse söyleyemezdi.
İnsanlarla tanışırken, Amman’da anadillerini bilmeyen genç Çerkeslerle karşılaştım. Bunun üzücü yanı, Çerkesçe yerine mükemmel Arapça bildikleri ve kendi kültürlerine korumaktansa yerel kültürü benimsedikleri için kendileriyle daha çok gurur duymalarıydı. Ürdün’deki genç Çerkeş kuşağının bu kesimi çok küçük bir oranı oluşturuyordu ama gururlu halkımızın ayakta kalması açısından çok tehlikeli bir eğilimdi. Buna katkıda bulunan tehlikeli etkenler eğitim, nekiah ve din gibi görünüyordu.
Bu varlıklı Çerkesler çoğunlukla, Amman ve çevresinde sahiplendikleri geniş arazilerden zengin oluyorlardı. Haşimi Krallığı’nın topraklarının
145 Tsako - Dişsiz. O zaman yedi yaşında kadardı ve ön dişlerinden biri düşmüştü.
büyük bölümü rüzgârlı, çorak, taşlık görünse ve bölge yılda iki üçdefjj fazla yağış almasa da, toprağın tarım yapmak için yeterli nemi tutmas, " cize gibiydi. Çerkesler her yıl iyi hasat almayı öğrenmişlerdi. Aynı 23^,^ da Amman, krallığın büyük çaba harcanan başkenti olmuştu. Burada pç]| çok Çerkeş gayrimenkul sahibiydi, kiraya vermek için daha Çokevvedû|( kân yapıyorlardı, bundan kazandıkları gelirle rahatça yaşıyorlardı. Oğu| larıyla kızlarını farklı ülkelere, özellikle Lübnan, Mısır, İngiltere, Türkiye İtalya ve Almanya’ya eğitime göndermeye başlamışlardı. Ayrıca orduda poliste, her hükümet dairesinde iyi konumlara da gelmişlerdi. Kısacası, yalnızca nüfusun varlıklı kesimi değil, hem toplumdan hem de hükümetten çok saygı gören, ülkenin seçkinleriydiler de. Bunların hepsi bir araya gelince, bazıları kendi kültürlerindense Arap kültürünü çekici bulmaya, kendi kültürlerini göz ardı etmeye, anadillerini unutmaya başlamışlardı.
ikinci tehlikeli ve olumsuz etken nekiahtn yüksekliğiydi. Yoksul genç Çerkeslerin çoğu bu nedenle evlenmiyordu. Nekiahı ödemeye bütçeleri elvermiyordu. Güzel Çerkeş kızlarının çoğuyla, onların yerine, nekiahi ödemeye gücü yetebilen zengin Araplar evleniyordu. Bu da Suriye’deki gibi Ürdün Haşimi Kralhğı’nda da Çerkeslerin çoğalmasını ve gelişmesini olumsuz etkiliyordu.
Üçüncüsü, Suriye ve Ürdün’deki Çerkeslerin endişe veren bu durumunda dinin de payı vardı. Çünkü yaşlı Çerkeslerin bazıları, kızlarını Çerkeş olmayan Müslümanlara vermekte hiçbir kötülük görmemeye başlamışlardı! Bunun Çerkeş halkının üzerindeki ciddi tehlikesini görmezlikten geliyor ya da anlamıyor gibiydiler. Büyüklerin bu hatalı tutumu, kaygı veren bu uygulamayı Çerkeslerin arasında daha çok yaygınlaştırmış ve yöredeki Araplara çabuk asimile olma sürecini hızlandırmıştı.
Doğal olarak, bu umutsuz manzara genç Çerkeslerin bazılarını endişelendiriyordu. Bunun tek çaresinin anavatana geri dönmek olduğunu düşünmeye başlamışlardı. Dolayısıyla bazıları ya doğrudan komünist ya da komünizm sempatizanı olmak zorunda kalmışlardı.
Bu gençlerin bazıları bizim, Sovyetler Birliği’nden gelen Çerkeş sığınmacıların komünistler hakkında söylediklerimizden hiç hoşlanmıyorlar, ama bize gelip anavatanla ilgili sorular soruyorlardı. Bir gün bir Çerkeş grubuna köylülerin kolhozda ürettiklerini her yıl Sovyet hükümetine vermek zorunda olduğunu anlatırken, otuzlu yaşların sonlarında, tombul, iyi giyinen muhasebeci Omar Tığuj yüksek sesle şaka yollu, “Bu ambarın dibi yok mu?” demiş, kendi şakasına kahkahalarla gülmüştü. BesbelÜ, Sovyetler Birliği’nin ya da daha çok, politbüronun, dünya proletaryasını doyurmak ve kendi köylüleri pahasına onların desteğini kazanmak için
ÇERKESYA'DAN AMERİKA'YA 2.6i
bütün tahılı yurt dışına gönderdiğini bilmiyordu.
“Arkadaşım” dedim ona, “inanmama hakkın var ama hiçbir saygın Çerkesin kendi şakasına gülmediğini hatırlatmama izin ver!”
Bu kez o değil, başkaları güldüler.

YanıtlaSilSitemize girmek için en az 18 yasini doldurmus olmaniz gerekmektedir ! ! Sitemizde yetiskinlere yönelik içerikler yayinlanmaktadir..Hali hazirda site girisinde bir uyari çikar site adult içermektedir diye eger kendiniz kabul ederseniz girebilirsiniz bu yasi resit olmayan kisileri siteye girmeden önce uyarmak içindir.. sakirabi.com
2019 full yeni ifsalar =====> turk ifsa
18 yasinda turk kizlari sex videolari =====> yerli ifsa
Evli bayanlarin kaçamak seks videolari =====> turk amator
SITEMIZ TIKLA GIR=====> turkporno
Sitemiz ifsa turk videolari vermeye devam ediyor > sakirabi.com
SITEMIZ TIKLA GIR=====> periscope ifsa
Kocasini baska erkeklerle aldatan evli ve türbanli bayanlar
SITEMIZ TIKLA GIR=====> periscope pornolar
SITEMIZ TIKLA GIR=====> 19 yas kizlarla seks
>>>>>> TURK AMATÖR PORNO VIDEOLAR >>>>>>>
http://sakirabi.com
http://sakirabi.com
http://sakirabi.com
Turkish amateur porno > > > http://sakirabi.com
Yerli amator adult videolari paylasan sitemiz > > sakirabi.com
INDIRME REKORLARI KIRAN YENI LISELI VIDEOLARI !!! ALTTAKI LINKLERDEN KISA LINKLERI GEÇINIZ
Anani sikim götüme girdin ( LISELI CEYDA ) =====> TIKLA KONUYA GIR
Bakire degilim ben adres vereyim gel =====> TIKLA KONUYA GIR
Kizimiza analdan girecek ABLA KARDESINI SIKTIRIRKEN =====> TIKLA KONUYA GIR
YAKALADIKLARI LISELI KIZI GURUPCA SIKTILER ( izmitliler ) =====> TIKLA KONUYA GIR